3 Kasım 2012 Cumartesi

Titrek




Eskiden, yani bundan 6-7 sene önce  çocukken; o beş katlı binanın beşinci katında yalnız geçirdiğim sayısız öğleden sonralarını suçlayabilirim,şu her gün geçirdiğim kendini tekrarlayan cehennem yolculuğu için.Ya da hiç sorgulamadan, adına yaşam denilen ‘zorunluluklar’ bütününü sırtlarına yüklenen sözde insanları suçlayabilirim her fırsatta beni yüklerine ortak etmeye çalıştıkları için. Ya da müziği suçlayabilirim benliğimde yarattığı eşsiz duyguları acımasızca yok ettiği için sırf kendisi tükeniyor diye. Güneşi suçlayabilirim her sabah koyu renkli perdelerimi delip odamın içine girdiği için. Kutsal iradeyi, sevgilimi, babamı, kendimi kısacası algıladığım her şeyi suçlayabilirim bana bu çentikli grafikleri bir araya getirmeme sebep oldukları için.

  Daha bu gün öğrendim;  'Ben bir bozkır kurduyum'  diyor yazar.Ne yazıktır ki ‘bozkırkurdu’ olmayı bile tüketmişim ben. Psikologların sıkça kullandığı ‘Topluma yabancılaşma’ ya da ‘Depresif içevurum’ gibi kavramları kendimde aramak şöyle dursun artık bu türden kavramların benim bitirmeye çalıştığım cehennem yolculuğunda bir karşılığı bile yok. Her gün daha iyi olmak, daha iyi hissetmek için bu kadar çaba sarf etmek  bir süre sonra gerçekten iyi hissettiğinde insanda dehşet verici bir hazımsızlık uyandırıyor ve bu insanın sahip olduğu bütün zevklere ve acılara yansıyor. Hiç bir haz duygusunu tam manasıyla yaşayamamak… Etraf kuru, çorak ve sessiz ...


Yaşadıklarını hissedemezken zor da olsa hissedebilecek bir şey bulduğunda, onu yaşayamamak çok zor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder